19 Ağustos 2013 Pazartesi
Kremşantili Kek
Bloguma uzun aralar verdiğimin farkındayım ve bunun için beni takip eden herkesten özür diliyorum. Tatsız günler geçiriyoruz hepimiz, dünyada olup bitenleri dehşetle izlemekten başka elimizden gelen birşey yok. Kendi dünyamda ise babamın geçirmiş olduğu trafik kazası neticesinde sıkıntılı günler geçirmeye başladık. Umarım bekleyişimizin sonu hayırlara ulaşır.
Tatlı bir tarifle bir nebze olsun tatlı birşeyler düşünelim istedim, yapalı oldukça uzun zaman oldu. Paylaşmak bu tatsız günlere kısmetmiş. Pazarlarda yaz portakalı bulursanız belki bu kışa yakışır kekle serin bir nefes alabilirsiniz. Üzerindeki portakal yerken kızıma ve bana hiçbir acılık vermedi, lakin kardeşim portakalı acı buldu. Baştan uyarayım belki kabuğunu soyarak kullanmak suretiyle önlem almak istersiniz.
İnsan yanıbaşına düşen acılarla derin düşüncelere savruluyor. Aslında bu gerçeği hayatın her anında akılda tutabilmek eminim birçok tatsızlığı hiç yaşanmadan ortadan kaldıracaktır. Ama yaratılışımız gereği bunu hayatımızın ortasına yıldırımlar düşmesi neticesinde hatırlayabiliyoruz.
Fazla uzatmadan tarife geçiyorum, lütfen dualarınızı eksik etmeyin.
Unutmadan, bu tarif bir mutfaksırları tarifidir. Nilay hanım'a çok teşekkür ediyorum her biri birbirinden müthiş tarifleri için...
Malzemeler:
3 yumurta
1 su bardağı şeker
150 gr margarin veya tereyağı ( eritilip oda sıcaklığına getirilmiş)
1/2 su bardağı portakal suyu ( orjinal tarifte greyfurt suyu var)
1 su bardağı + 1 su bardağından 2 parmak eksik un
1 pkt toz krem şanti
1 pkt kabartma tozu
1 küçük portakal ( tarifte mandalina var)
1 su bardağı iri dövülmüş ceviz ( benim ilavemdir, koymayabilirsiniz)
Yapılışı:
Yumurta ve şekeri kar gibi olana kadar çırpıyoruz. Yağ ve toz halindeki krem şantiyi ekliyoruz. Portakal suyu ve unu ekleyerek 1 dk çırpıyoruz. Kabartma tozunu da ekleyip 30 sn kadar karıştırdıktan sonra yağlanmış ve tabanına ince ve yuvarlak olarak dilimlenmiş portakal veya mandalinayı ortaya denk gelecek şekilde dizdiğimiz baton kalıba karışımı döküyoruz. 180 derecede ısıtılmış fırında 35-40 dk pişiriyoruz. Kalıbımız tamamen soğuyunca ters çeviriyoruz.
*Şantiden dolayı ipeksi dokulu bir kek oluyor, en az bir kez denenmeli.
*Sevdiklerimizi en son görüşümüz ne zaman asla bilemeyiz, hayat birşeyleri ertelemek için oldukça kısa, bir kez daha hatırlamış olalım... Keyifli ve sağlıklı haftalar olsun...
13 Ağustos 2013 Salı
Kopar-at Ye Kurabiyesi
Ne kolay bir kurabiye; Kopar-at ye! Hayat için ne zor, mutfak için ne kolay bir cümle! Koparıp atmak öyle kolay olmuyor hayatta öyle değil mi? Canını kemirenleri koparıp atmak oldukça zorlu bir yol. Hele de canına kattıysan onları yandığının resmidir. Koparıp atarken canından bir parçayı da koparıp atmayı göze almak gerek. Oysa kendin yapmalısın bunu, hayat yaparsa senin yerine bil daha çok acıyacaksın... Seni bir noktada çivileyip hareketsiz bırakan her şey, herkes... Mutfakla hayat aslında ne kadar da iç içe.. Bazı şeylerin kolaylığı ve zorluğunun yarattığı algı farkından başka ne kadar da farksız... Hiç anlayamam o yüzden mutfağa burun kıvıranları.. Konsantre bir hayat var orada... Hiçbirimiz mutfağın Jamie'si olmak zorunda değiliz, ama oradaki emek de küçümsenecek bir mesele değil! Çok mu derin oldu? Altı üstü bir kurabiye tarifi vereceksin noluyoruz yahuuu dediyseniz haklısınız vallahi :)) Lakin hayat ve mutfak öyle benziyor ki insan da söylemeden edemiyor canım... Mutfakta, harcadığımız emek ve malzeme doğrultusunda kurulan bir sofraya oturmaktayız, tıpkı hayat sofrasında olduğu gibi... Ne kadar leziz bir sofraya oturmak istediğimiz konusunda tek sınır biziz... Biz ve hayallerimiz... O yüzden her elden çıkan yemek de hayat da bambaşka ve kendine özel... Farkı yaratan sanırım hayaller ve hayallerin peşinden koşabilme azmi... Bir insanın kendine çizdiği sınırı inanın çizebilecek başka bir insan yok.. Sınırlara hapsettiğimiz benliklerimizle çırpınıp duruyoruz olduğumuz yerde... Evet bu döngüden kurtulmanın bir yolu var: Adım atmak! Önce koca bir adımı mutfağa ulaşmak için atalım, kolay ve leziz bir kurabiye için... Sonrasında her koparıp attığımız kurabiyeyle zincirlerimizi de koparıp atalım, tatlı ve leziz bir şölene dönüştürelim...
Bu tarif bir Acemişef tarifidir, kendisine teşekkür ederim.
Bu arada geçmiş bayramınız kutlu ve de mutlu olsun :)))
Malzemeler:
3 küçük yada 2 büyük ( jumbo) yumurta
1 su bardağı toz şeker ( esmer şeker de olur)
125 gr yumuşak tereyağı
3,5 su bardağı un ( kullandığınız markaya göre değişebilir)
2 çay kaşığı kabartma tozu
2 çay kaşığı vanilya ( ben kullanmıyorum)
1/2 su bardağı fındık veya ceviz kırığı ( hafif dişe gelir şekilde)
2 çay bardağı kuru üzüm
1/2 limon kabuğu rendesi
Yapılışı:
Yumurtalar ve şekeri mikserle çırpıyoruz. Yağı ekleyip çırpmaya devam ediyoruz. Un, kabartma tozu ve kullanıyorsanız vanilyayı beraber ekleyip düşük devirde çırpmaya devam ediyoruz. Limon kabuğu rendesi, fındık veya ceviz kırığı ve kuru üzümü de ekleyip kaşıkla karıştırıyoruz. Hamurumuz hafif yapışkan bir hamur olmalı.
Yağlı kağıt serili tepsiye 1'er çorba kaşığı dolusu olacak şekilde elimizle sıyırarak şekilsiz ve aralıklı sıralıyoruz. 180 derecede önceden ısıtılmış fırında yaklaşık 20 dk pişiriyoruz. Üstü hafif kızarınca olmuş demektir, aman dikkat yanmasın. Elbette fırınınızın dilinden en iyi siz anlarsınız, süre ve ısı konusu kimi fırınlarda değişebiliyor. Lütfen bunu gözardı etmeyin.
*Nefes almanızı kısıtlayan her şeyi koparın ve atın. İnanın canınız bunu yapmadığınızda daha çok yanacak... Mutlu haftalar olsun...
5 Ağustos 2013 Pazartesi
4 Renkli Patates Salatası
Ülkemizin bugünkü kapkara gündeminde ne kadar da rengarenk bir salata öyle değil mi? Yoğun istek üzerine Antalya'da yapıp fotoğrafladığım salatayı yayınlamak bu kara güne kısmetmiş. Bugünlerde yine içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor, pek çoğumuz bu psikolojideyiz belki de... Bir yandan da devam etmeye çalışıyoruz hayatımıza; çocuklarımızla oyun oynuyor, tencerelerimizi kaynatıyor, evlerimizi temizliyor, dostlarımızla iki kelam ediyoruz... Boğazımızda hiç yok olmayan bir yumruyla... Çocuğuna yemek yemediği için belki de asla kızamayacak olan babalar geliyor akşam yemeğini oyalanarak yiyip beni kızdıran kuzuma çıkışırken... Ve tüm bu olanlara rağmen dimdik duruşları... Bu derin mevzuların yeri elbette burası değil, bir yandan da elde değil...
Bu salatayı internette bulmuştum birkaç yıl önce, genelde oldukça dikkatli bir şekilde kaydederim hangi siteden aldığımı ama buna böyle bir not düşmemişim. Bu yüzden tarifi aldığım sitenin sahibinden özür diliyorum, emeklerinin karşılığını ismiyle taçlandıramadığım için çok üzgünüm.
Görüntüsü sizi yanıltmasın, yapımı oldukça basit. En temel malzememiz patatesi, ezerek farklı malzemelerle renklendirmekten ibaret tüm mesele. Ezme işlemini elde yapmalıyız yoksa bulamaç gibi olur ve istediğimiz şekli almaz. Bu şekil ve şemali ise Tupperware'in "Prenses Tacı"na borçluyuz. Eğer yoksa ortası delik kek kalıbı da kullanabiliriz sorun olmaz. Hem çay saatlerine hem şık akşam sofralarına eşlik edecek nefis salatamızı nasıl mı yapıcaz:
Malzemeler:
1 kg patates
1 kase robotta çekilmiş veya rendelenmiş havuç (3-4 adet)
1 kase robotta çekilmiş mor lahana
1/2 demet maydanoz
2-3 sap taze soğan
Tuz, karabiber
Zeytinyağı, limon
Yapılışı:
Patatesleri haşlayıp henüz sıcakken el ezicisiyle ezerek püre haline getiriyoruz. Zeytinyağı, tuz, az karabiberle tatlandırıyoruz ve 3'te birini streç film serilmiş kalıba veya prenses tacına bastırarak yayıyoruz. (Prenses tacına streç film sermeden yaptım).
Havuçları 2-3 kaşık zeytinyağında soteliyoruz.
Mor lahanayı tuz,yarım limon suyu ve 1 kaşık zeytinyağı ile robotta çekiyoruz.
Maydanoz ve taze soğanları incecik kıyıyoruz.
Kalan patates püresini 3 parçaya ayırıyoruz. 1 parçasına havuçları ekleyip karıştırıyoruz. 2. Parçaya mor lahanayı ekleyip karıştırıyoruz. 3. Parçaya yeşillikleri ekleyip karıştırıyoruz.
Kalıba ilk sırada yaydığımız sade pürenin üzerine mor lahanalı püreyi bastırarak yayıyoruz. Sonra havuçlu ve yeşillikli püreleri de sırayla bastırarak yayıyoruz. Tüm püreleri hazırlarken damak zevkimize göre tuz ilavesini tadarak yapmayı unutmuyoruz.
Prenses tacının kapağını kapatarak, kek kalıbı kullanıyorsanız da streçleyerek buzdolabında 1-2 saat dinlendirerek ters çeviriyoruz. Limonla servis ediyoruz.
Arzu ederseniz üzerini minik kurabiye kalıbıyla kesilmiş salatalık ve havuçlarla, kışın nar taneleriyle süsleyebilirsiniz.
*İyi olmak kolay, adil olmak zordur. Adalet hepimize gerekecektir... Çocuklarımıza adil bir dünya bırakabilmeyi diliyorum...
26 Temmuz 2013 Cuma
Ev Yapımı Ramazan Pidesi
Hazır Ramazan'ın o büyülü havasına kendimizi kaptırmışken evde pişirilebilecek en güzel şey Ramazan Pidesi... Pek çok denemem oldu bugüne kadar ve en çok memnun kaldığım tarif bu oldu. Lezzet olarak dışardan aldıklarımızı aratmayacak cinsten. Bu tarif bir Mutfaksırları tarifidir. Nilay Hanımın tüm tariflerinde olduğu gibi güvenilirdir. Teşekkürlerimi yolluyorum.
Yaz sıcakları ve mutfakta çalışan fırının ısısı her ne kadar oldukça zorlayıcı da olsa mutfak sevgisi tüm bunları katlanılabilir kılıyor. Katlanmak kelimesinin en çok anlam bulduğu yer de sevdiğin birşey için olması değil mi zaten?
Öyleydi böyleydi derken yaz tatilini de yarıladık, geçenlerde kızımla sohbet konumuz tatildi. Tatili tüm insanlar gibi o da çok seviyor. Zaman zaman okula özlem duysa da halinden çok memnun. Tatilin en çok anlam yüklendiği günler sanırım öğrencilik günleri. Sadece ve sadece anın tadını çıkarmak üzerine kurulu günler. Henüz sınavlarla streslenen günlere oldukça uzak olmamızın da etkisi büyük tabi. Büyüdükçe tatil hep bir endişeyle geçiyor. Üniversite telaşı, sınavlar, iş hayatının yorgunluğu, dönüşte birikecek yapılacaklar listesi vs.. Herkesin hayatında bir rehbere ihtiyaç duyduğu günümüzde rehberlerimiz tam da gözümüzün önündeler aslında... Çocuklarımız... Hep meşguller, hep içten ve samimiler, mutlulukları dibine kadar, mutsuzlukları inadına kısacık... Basit şeylerle bile çılgınca mutluluklar yaratabiliyorlar. Kızımın ponylerini banyoda yıkaması esnasındaki mutluluğu, sulardan ve köpüklerden yazdığı beni hayretlere düşüren masalları, kendini kaptırdığı kendi hikayesi... Tek tek hepsini kendisinin seslendirdiği bu masal kahramanları nasıl da gerçek göründüler birden gözüme. Riyakarlıkla örülü gerçek dünyaya inat nasıl da sonunda hep iyiler kazanır, nasıl da umut aşılar insana...
Kendimizi bu masalsı dünyadan fazla koparmadan biz de kendimizce mutlu olabilecek birşey yapalım, mesela nefis kokulu bir Ramazan Pidesi, ne dersiniz?
Malzemeler:
6 su bardağı un (600 gr)
4 çay kaşığı kuru maya
1,5 su bardağı ılık su (300 ml)
1 çay kaşığı toz şeker
2 çay kaşığı tuz
1-2 yemek kaşığı zeytinyağı ( ben 2 kaşık kullandım)
Üzerine:
1 yumurta
1 yemek kaşığı su
Çeyrek çay kaşığı tuz ( ben deniz tuzu serpiştirdim)
1 yemek kaşığı çörekotu
Yapılışı:
Unu bir kaba eliyoruz. Maya, şeker ve suyun üçte birini ekleyerek yoğurmaya başlıyoruz. Kıvamını kontrol ederek kontrollü bir şekilde su eklemeye ve yoğurmaya devam ediyoruz. Hamuru unlu bir tezgaha alarak 12-15 dk boyunca yoğurmaya devam ediyoruz. (Dilerseniz tüm bu aşamaları mutfak robotu kullanarak da yapabilirsiniz).
Hamuru yağlanmış bir kaba alarak üzerini örtüyoruz ve 1 saat mayalandırıyoruz.
Hamurumuz oldukça yumuşak ama fazlaca yapışmayan bir kıvamda olmalı.
Bu sürenin sonunda hamurun gazını bastırarak aldıktan ve hafiflettikten sonra hamurumuzu 2 parçaya ayırıyoruz. Hafif unlanmış tezgahta 5 mm kalınlığında açıyoruz.
Açtığımız hamurları tekrar 20-25 dk oda sıcaklığında bekletiyoruz. ( Bu aşamayı direk pişireceğiniz yağlı kağıt serili tepside yaparsanız pidelerinizin şekli bozulmaz. Ayrıca yağlı kağıt üzerine biraz kepekli un yada mısır unu serperseniz pideniz yapışmaz.)
Sonra hamurun yüzeyinde bıçağın kör ucuyla veya çatal batırmak suretiyle çapraz ve paralel şekillerde kesikler atıyoruz. Dilerseniz bu alan için pideye önce bir daire çizin ve o dairenin içine bu şekilleri yapın.
Yumurta ve suyu çırpıyoruz, fırçayla pidemizin üzerine sürüyoruz. Çörekotu da serperek 200-220 derecede ısıtılmış fırında 12-15 dk pişiriyoruz. ( Bu süre fırından fırına değişebilir.)
*Bu tarifle 2 orta boy pide elde ediyoruz. Fırından çıkan pideyi sarıp sarmalamayı sakın unutmayın.
*Çocuklarımızın rehberliğine güvenelim. İstemedikleri şeyler için fazla zorlamayalım. Onlar evrende dolaşıp duran tüm enerjinin farkındalar ve hissediyorlar. Kelimelerle onları aldatmak çok zor, enerjinize bakıyorlar. Sebepsiz hiçbir şey yapmıyorlar. Enerjisi yüksek günleriniz bol olsun...
25 Temmuz 2013 Perşembe
Silikon Pasta
Tam da bu sıcak yaz günlerine yaraşır dondurma kıvamında bir pasta... Adı neden Silikon Pasta inanın bilemiyorum, belki ilk yapan silikon bir kalıpta yapmıştır, yemeklerimizin enteresan isimlerinin nereden geldiğini hep merak etmişimdir. Keşke tüm bu hikayeleri anlatan kitaplar olsa da öğrensek. Görünümü kubbe şeklinde, ortasında bembeyaz hindistan cevizli kremasıyla tam bir lezzet bombası... Kıymetli misafirlerime ikram etmeden hemen önce fotoğraflamayı hatırladığım için hakettiği fotoğraflarla anlatamıyorum sizlere kendilerini. Eminim ki denediğinizde seveceksiniz. Bu tatlıyı bugüne dek sevmemiş olanların - ki o da 1-2 kişidir- ortak özelliği hindistan cevizi sevmiyor olmalarıydı. Elbette ki her tarifi herkes sevecek diye bir kural yok. Onun dışında hep çok sevildi, hep tarifi istendi. Bu tatlı için hindistan cevizinin muadili şu olabilir diye bir tespitte henüz denemediğim için bulunamıyorum. Sizler bir alternatif keşfederseniz lütfen benimle de paylaşın. Bir gün önceden hazırlanması gerektiği için misafir koşturmacanızda tatlı kısmını önceden halletmenizi sağlayacaktır. Ramazan sofraları için de oldukça serin bir alternatif olacaktır. Gelelim tarifimize:
Malzemeler:
Keki için:
4 yumurta
1 su bardağı toz şeker
1 yemek kaşığı sıvıyağ
1 su bardağı un
2 yemek kaşığı kakao
1 pkt kabartma tozu
Kreması için:
4 su bardağı süt
3 yemek kaşığı un
1 su bardağı toz şeker
1 su bardağı hindistan cevizi
1 çorba kaşığı tereyağı
Ayrıca 1 pkt Dr Oetker çikolatalı sos ( üzerindeki tarife göre hazırlanmış)
Yapılışı:
Öncelikle yumurta ve şekeri çırpıyoruz ve diğer malzemeleri de ekleyerek kek harcımızı hazırlıyoruz. 22 cm'lik, yağlı kağıt serilmiş kelepçeli kalıpta ve 170 derecede ısıtılmış fırında pişiriyoruz.
Kekimiz henüz ılıkken enine 2'ye kesiyoruz.
Bu arada muhallebi için yağ hariç tüm malzemeyi bir tencereye alarak karıştıra karıştıra pişiriyoruz. Eğer topaklanma konusunda endişe yaşamak istemezseniz un, şeker ve sütü daha pişirmeden mikserleyebilirsiniz. Koyu kıvamlı bir muhallebi elde ettiğimizde altını kapatıyoruz ve yağı ekleyerek eriyene kadar karıştırıyoruz.
Kekin 1 parçasını streç film yayılmış yuvarlak cam kaseye düzgünce yerleştiriyoruz. Kasenin eni 20 cm olursa daha iyi olur, keki yerleştirdiğinizde kenarları hafif yanlardan
yükselmeli. Muhallebimizi sıcak sıcak kekin üzerine döküyoruz. Diğer kek parçasını da üzerine kapatıyoruz.
Tatlımız soğuyunca üzerini streç filmle kapatarak buzluğa atıyoruz. 1 gece bekletiyoruz.
Ertesi gün servisten birkaç saat önce servis kabına tatlıyı ters çevirip kendisi düşene kadar bekletiyoruz.
Servisten önce hazırladığımız çikolatalı sosu üzerini tamamen kapatacak şekilde döküyoruz.
Aslında 1 paket sos benim tatlıma fazla geldi, yarım paket yeterli gelirdi diye düşünüyorum. Sizin de aklınızda bulunsun.
*Baş rolünde olduğumuz kendi hayatımızda eğer başkalarının hayatımızı yönetmesine izin verirsek kendimizi onlara beğendirmek için beyhude çabalar dururuz. İyi niyetle gösterdiğimiz tüm sabır gün gelir bizden beklenen göreve dönüşür. Suçlanan biz oluruz. Sadece bir hayatımız var ve başkalarının memnuniyetine heba edilemeyecek kadar da kıymetli.
*Bu serin tatlıyı biraz iç yakan böyle bir cümleye nasıl bağladın derseniz, siz izin vermedikçe kimse hayatınızın tadını kaçıramaz derim. Vicdanlı ve gerçek insanlarla paylaştığınız tatlı sofralar diliyorum...
*Bu arada bu tarifin sahibi eski komşum Jale Ablaya da teşekkür ediyorum..
23 Temmuz 2013 Salı
Ahtapot Spagetti
Bugün her ne kadar çocuklara daha çok hitap eden bir yemek olsa da büyükleri de cezbedecek pratik mi pratik bir makarna pişirmeye ne dersiniz? Yani şu makarna için destan yazılsa yeridir. Hem kurtarıcı, hem pratik, oldukça da doyurucu. Her yemekle uyum içinde sofraya gelir, her damak zevkle tüketir. İnternette dolanırken resimlerini gördüğüm ve anında denemeye karar verdiğim bir makarna bu. Yapalı oldukça fazla zaman oldu, paylaşmak anca bugüne kısmetmiş. Artık sosis ve türevlerinden hepimiz mümkün olduğunca uzak duruyoruz. Denetimler ve cezalar arttırılmış olsa da o kuşku içimize bir kez yerleşti mi malesef kolay çıkmıyor. Yine de tüm bunlar kırk yılda bir de olsa tüketmemiz için engel olmasa gerek. Tüm tarifleri her şeyiyle ölçülendirerek vermeye çalışsam da bu tarif için bunu yapamayacağım. Zaten o kadar kolay ve pratik ki ölçüye ihtiyaç duymayacaksınız bile. Kızımı çok sevindirip coşkuyla yemesine vesile olan bu spagettiyi ben de zevkle yedim doğrusu.
Haftasonu mutfaktan hızlıca kaytarmak için, tatil dönüşü yemek stresini azaltmak için, belki sadece minikleri gülümsetmek için bu yemeği denemelisiniz.
Hayatın keyifsizlikleri ve acı sürprizlerinden nasıl ki kendimizi sakınarak korunamıyorsak sağlıklı beslenmeyi de takıntı haline getirerek sağlıklı kalamıyoruz sanırım. O yüzden benim benimsediğim beslenme stili ağırlık olarak sağlıklı yemekler ve pişirme şekilleri olsa da ara sıra kendimize küçük kaçamaklar yapma hakkı tanımak da hakkımız. Nefsimizi ara sıra kandırmak bünyemizde fazlaca bir hasar bırakmaz sanırım.
Kendinize ve çevrenize bu hakkı tanıdığınız günler için buyrun tarifimiz:
Malzemeler:
Dilediğiniz miktarda spagetti ( ortadan 2'ye kırılmış)
Dilediğiniz miktarda sosis ( spagettilerden daha küçük kesilmiş)
Tereyağı, zeytinyağı
Makarnaları haşlamak için yeterince su
Yapılışı:
Her bir sosise 6-7 spagettiyi batırıyoruz. Her 2 ucundan eşit mesafe bırakmaya gayret ediyoruz. Kaynamış tuzlu suda bu sosisli makarnalarımızı haşlıyoruz.
Sonrasında süzerek biraz tereyağı ve zeytinyağı karışımında soteliyoruz.
Ketçap veya yoğurt eşliğinde, miniklerin yüzündeki o kacaman gülümsemenin tadını çıkararak servis ediyoruz.
*Bu tarif pişip beklemeye müsait olmayan bir tarif, o yüzden mutlaka bekletmeden yiyin.
*Malzemesi az ve öz, yapılışı bu kadar basit tariflere rastladıkça denemeli. Küçük mutluluklar yaratma fırsatını hep değerlendirmeli...
*En küçük emeklerinizin bile hayatta hep kocaman karşılıklar bulmasını diliyorum...
22 Temmuz 2013 Pazartesi
Pratik Saly Güveci
Antalyadaki seyahatimiz devam ediyor. Saly kim diye soracak olursanız; kuzenim. Mutfakta pek maharetli olan Saliha Ablam.. Bugüne kadar tariflerini üstünkörü ve ölçüsüz yazdığım Saliha Ablamı ölçülere boğarak mutfağa soktum. Ustası olduğu lezzetleri gelecek nesillere aktarmak için ölçünün şart olduğuna ikna ettim. Öyle ölçüsüz tarif aldıkça kimi zaman ortaya çıkan lezzet sahibinin lezzetine uymayabiliyor. Blogger olmanın en büyük gerekliliği büyüklerimizin göz kararı ve aldığı kadar gibi birtakım ölçü birimlerini tarihin tozlu raflarına kaldırmak bence. Kafasında en azından azami bir ölçü oluşabilen bir kişi elbette o tarifin hakkını daha bir layıkıyla verir. Malzemelerin elle harmanlanması bile yaparken gözünüzle görseniz dahi sonrasında hafızanızı terk edip gidebilecek minik ayrıntılardan sadece biri. Her şeyin, her aşamanın yazıya dökülüp kalıcı olabilmesi ve en minik ayrıntıların dahi atlanmadan belirtilmesi çok önemli.
Bu güveç, yıllardır artık ustası olmuş ellerden çıkmış bir güveçtir. Elbetteki hepimizin damak zevki, el lezzeti bambaşka. Kafalarımızda bir fikir olması adına ve lezzetinin defalarca farklı damakların onayından geçmiş olmasına güvenerek huzurlarınıza geldi.
Güveçte pişirmek hem pratik hem de inanılmaz bir lezzete ulaşmamızı sağlıyor. Artık pek sık kullanılmıyor sanki, oysa bence oldukça sağlıklı da... Umarım bir gün denersiniz ve seversiniz.
Malzemeler:
1,5 kg patlıcan (rengi açık mor olanlardan mümkünse ve alacalı soyulup iri kuşbaşı şeklinde doğranmış)
3 kuru soğan ( yarım ay şeklinde doğranmış)
10-15 diş sarımsak ( halka halka çentilmiş)
8-10 yeşil biber (içleri çıkarılıp irice doğranmış)
1 kg istediğiniz türde kuşbaşı et ( tavuk da olabilir)
4-5 domates ( rendelenmiş)
1 çorba kaşığı toz kırmızı biber ( tatlı kullandık)
1 çorba kaşığı tuz
2 dolu çorba kaşığı domates salçası
2 tahta kaşık dolusu sıvıyağ
1 tahta kaşık dolusu sıvıyağ ( güvecin tabanını yağlamak için)
Yapılışı:
Patlıcanlarımızı tuzlu suda bekletip kara suyundan arındırıyoruz.
Rendelenmiş domatesler, salça ve yağı güzelce karıştırıyoruz.
Diğer tüm malzemeleri genişçe bir yerde ellerimizle karıştırıyoruz. Bu malzemeler ve domatesli sosumuzu buluşturuyoruz. Yine ellerimizle harmanlıyoruz. Yağlanmış güvece boşaltıyoruz, düzgünce yerleştiriyoruz.
1 saat boyunca ocakta önce harlı ateşte, kaynadıktan sonra kısık ateşte pişiriyoruz. Sonra 200 derecelik fırında 15-20 dk üzeri biraz helmeleşene kadar pişiriyoruz.
* Güveç yaparken su eklemiyoruz ve herşey kendi suyuyla, lezzetiyle pişiyor.
*Ölçüler size fazla gelmiş olabilir, istediğiniz her türlü oynamayı damak zevkiniz doğrultusunda yapabilirsiniz. Muhtemelen ben de aynı şekilde ölçüleri azaltarak pişireceğim.
*Aile yemek tarihi bence çok önemli ve korunması gereken birşey. Ailenizdeki ustaları mutfakta yakaladığınız hiçbir fırsatı kaçırmayın. Sorun, ölçün, yazın... Böylece çocuklarınız, torunlarınız bile o muhteşem lezzetlerden mahrum kalmasın ..
Keyifli haftalar :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)